-
“mazeretim sebepsiz çalkalanır gece gün gibi akarken. ölmediğini bildiğim pokemonlarım poke topunda bensiz sıkışık otururken. ben burada nasıl rakı içeyim seninle ash? bir şey olmaz dedikçe dolduruyorsun. daha sabah erken uyanıp splinter ustayla buluşacağım ve bizim turtle çocukların aralarında ki anlaşmazlıklar üzerine konuşacağız.” dedim
ve kırmızı rangerdan yarım kalan dubleyi de çakıp masadan kalktım.
-
Taken with instagram
-
geçen yine arkadaşlarla ölüyoruz. “Durun” dedim. “bu gün olmaz.” önce anlam veremediler tabi. halbuki her gün yaptığımız şeydi. dedim ki:”yapılacak bir kaç işimiz daha kaldı.” “ne?” diye sordular. bir an hatırlayamadım. gözlerimi kapadım rahatça düşünmek için. açtığımda kimse yoktu. üzerine oturduğumuz mezar taşının yazıları da çoktan silinmişti. üstelik isimlerimizi kazımıştık güzelce, önce ellerimizi siyah boyalara batırarak. kalktım oradan, biraz yürüdüm. en güzel gölgeli söğüt ağacını buldum. tam gölgesinin başladığı yere güneşe oturdum.
-
Taken with instagram
-
tüm içkileri onlar içti ben eve geç geldim
sevmek işte zor bazen…
her ne ise. ben duygularla ilgili şeyleri direk ve anlaşılır şekilde yazmayı bırakalı çok oldu. ancak çok isterseniz denerim bir şeyler.
…hani istersin ama hep aklında başka bir soru işareti kalır ve kendini sevmekten alıkoyarsın ki aslında kendini yaşamak gerçeğinden sadece yüzünü başka tarafa çevirerek kaçırmaya çalışırsın. deve kuşundan farkın nedir?
deve kuşu kafasını yere soktuğunda domalır. senin farkın domalmamaktır sence ama bilmiyorsun ki sende aslında çok dik yürürken sevmekten kaçtığın esnada çoktan domalmışsındır diğer gebelere. hayata gebelere, sana gebelere, seni doğurmamış ebelere.
bir de şöyle düşün: deve kuşu normal dururken bile hep domalmış haldedir.
ne diyorduk? işte şimdi tam da yazıyı uzatma evresindeyiz…
ancak uzamayacak, sigaram bitecek, arkada çalan çok damar şarkı bitecek, sen de bir gün biteceksin çünkü bir gün ben biteceğim ve biz bir gün iyilerden kötülere dönüşeceğiz.
lanetlenip özlenen insanlar… çok sevilip özlenen insanlardan daha kalıcıdır ama bırak ben hep seni çok seveyim. belki bozarız ufacık bir çakılla kocaman kaya yığıntılarını…
şarkı biter, sigara söner, sokakta köpekler havlamaya devam eder ve ben onlardan bu gece sigara yada bira istemem ki hiç getirmediler.
iyi geceler.
-
Taken with instagram
-
pak sakallı nine olsam
yaşamak ölümden kaçmak için bir çözüm belki ama çözerken dikkat etmek gereken bir kaç şey var sanırım. sanırım diyorum çünkü zaten ben de çözebilecek kıvam da değilim. hele de şu an kafam tamamen yerindeyken.
şuna dikkat etmek lazım galiba; düşünmemek mesela yada küçülmemek. küçüldüysen büyürken yırtmamak içinde bulunduğun donu çünkü daha sonra içine girecek bir don bulamayabilirsin mesela.
sıçarken deliği tutturmak da bir çözüm olabilir. sıçratmadan sıçacaksın, senden sonra gelen oraya sıçıldığını fark etmeyecek.
renkliyi beyazla karıştırmayacaksın ki sonradan düşünmeyesin: “ne boyadı acaba?” diye. boyadıysa da bırak, boyayan boyamış zaten. beyaz olmayacaksın boyanmayacaksın.
organlarının kıymetini bileceksin, öyle har vurup harman savurmayacaksın. Bir kere savurdun mu dağıttıklarını sahiplerinden geri alamazsın. “Hediyedir” derler isteyemezsin.
meze olmayacaksın rakı olabiliyorsan. rakı da olamıyorsan hiç oturmayacaksın masaya ya da girmeyeceksin bardağa. buz da olma. buz akla hemen gelir ama çabuk erir.
sigara olabilirsin belki ama rüzgarda içilmemeye dikkat et, üstüne bir tane daha yakmasınlar. kül olma mesela yandıktan sonra, duman ol.
son kibrit çöpü olacaksan ıssız bir yerde ol ki muhtaç olsunlar. boşa yakmasınlar seni.
defter olacaksan spiralli olma. yırtması kolay olmasın. ortalı defter ol ki ortanı arasınlar. bulamazlarsa da iz bırak yırtıldığın yere.
kimsenin olma mesela. birinin bir şeyi olma. onlar senin şeyin olsunlar.
bir de unutma kimseyi değiştiremezsin. kendini bile.
ve unutmadan, terli su içme, uykusuz yola çıkma ve emniyet kemerini tak.
not: “koyver gitsin” “akışına bırak” “siktiret” “amaaaan” bunlar ve bunun gibiler en iyiler tabi. ama dikkat ölümcül olabilir.
bu haftaki sayısal loto: 13 41 39 38 25 27
-
ben istersem şarkı sözü de yazarım
arabesk
gözlerinin içindeeen
akar bin damlaaaa
ben sevdim seniiii
akan o kandaaa
gülerken ağladımmm
sen giderken ben
sözlerim durulduu
sen biterken ben deee
ağladım sessizceee
öldüm ben her gecee
kimseler bilmesiiiin
seviyorum senniiiii
halaaaaaaaaaa
haallaaaaa
halaaaaaa seviyorum seni…
gezerken sen
her gece ben
içerdim ölümüüüü
bakarken sen
başkaa gözlerrreee
biter miii sandııığııın
bende kiii aşkııınn
bak gördün müüü şimdi
ben hep ağlaadıımm
haalaaaaa
halaaaaa
halaaa seviyorum seniiii…
pop
çok sevmiştik ya biz beraber
ağladık ya hep
düşünmedik elelem ne der
güldük ya sevgilim
şimdi yoksun burada
ben üşüyorum sensiz
her gece ağlıyorum
sessiz sessiz
oldu mu şimdi sevgili
oldu mu ha söyle
boş yatağım üzüldü
yastığıyla büzüldü
oldu mu ha sevgili
oldu mu şimdi söyle
dudaklarım kaldı mı yalnız böyle
rap
biz kimleri gördük adamım sağdan
kimse görmedi ki bizi soldan
siyasetin sebebi bizdik
barış için isyan ettik
kapital sistem çürütürken
lüks arabalara bindik
kızlar namusumuz derken
hepsinin üstünden geçtik
ar, namus,fütur derken
para oldu gerçeğimiz
biz kimse burda yokken
kendmizden geçeriz.
siyasete katıl ona buna salla
olmadı akşam kıçını salla
zor zamanlar da ilkene sığın
boş beyninde ki kocaman yığın
——————————————————
kıh kıh (: canım sıkıdı
-
mufasa’nın oğlu simba
küçükken ben, metropol sinemasına giderdik dayımla. kocaman adam tabi o zamanlar bacakları uzun. hızlı hızlı yürürdü bende peşinden koşardım geri kaldıkça. metropol sinemasının hikâyemizle alakası var mı yok mu bilmem ama ben oraya gitmeyeli çok oldu. yüzlerce film değişti belki oynayan ve binlerce göt değdi koltuklarına. ben adım atmayı bıraktım. o zamandan bu zamana değişen bu var sanırım, aklıma gelen. dünyanın en güzel filmi bile olsa adım atmıyorum binlerce götün değdiği o kendi anılarıyla yüklü sinemaya. sonra artık bisiklete binmiyoruz mesela. koca götlerimizi özgürlük adı verdiğimiz paralı kafeslerimizde pedal çevirmene rağmen olduğu yerde kalan aptal aletlerin üstünde tepinerek eritmeye çalışıyoruz. boşa kürek çekmek değil bu. bu bile bile lades.
İlkokul bire gidiyordum herhalde. gizem’i seviyordum o zaman kendimce. gizem çok güzeldi bence ama sadece çekik gözlerini hatırlıyorum ve zafer’e söylemiştim gizemi sevdiğimi sevmek nedir bilmeden. zafer ön sıramda oturan yuvarlak suratlı bir lavuktu. duyar duymaz tüm sınıfı ayağa kaldırdı:”tuğrul gizem’i seviyor” utancımdan ve zafer’e olan sinirimden liseli ağabeylerin basketbol oynadıkları alana gidip köşede ağlamıştım. zil çalınca da tekrar derse. işin garibi herkes duymuşken gizem’i sevdiğimi ve ben tüm teneffüs ağlamışken gizem hiçbir şey bilmiyormuş gibiydi. duymamış olamazdı. zafer her yerde bağırmıştı. hiç tepki vermedi gizem. ben de hepsi beş karnemi alana kadar o sene ona bakmaya devam ettim ve gizemi bir daha hiç görmedim. İlk defa orada umursanmadım herhalde; “merhaba kadınlar” ve ilk defa da birine bir şey söyledim: “merhaba lavuklar”
ne diyordum? ha! götlerimiz, sinema koltukları ve kafesler. Arkadaşlarımla sohbet edebildiğim günleri hatırlıyorum bir de. arkadaşlarım vardı. bir şeyler anlatabiliyorduk birbirimize. meğersem herkesin için de bir zafer varmış ve tüm kadınlar gizem’miş yada hepsi çoktan izlenmiş.
metropol sinemasına yetişmeye çalışan bir çocuk vardı. keçiören otobüsünden yeni inmiş. sinemadan çıktıktan sonra kendini aslan zannetmişti. o mufasa’nın oğlu simba’ydı. mahallesinde bisiklete biner, teker kaydırırdı, bakkaldan ekmek alır, toprakla oynar, kutu yakardı. geliri para üstleriydi ve gideri yasak yoldan karşıya geçip alınan dondurmalar. onun için en kötü insan zafer’di ve tek aşkı gizem.
Kemal Tuğrul Sümer 03.03.2012
-
Taken with instagram



